Bütün bir hayatı özetler gibi, her adımda başka bir gölge, başka bir düşünce belirir. Ve yol, hep daha uzun görünür, sonsuza kadar sürecek gibi…
Bir zamanlar bir yol vardı. Kendisini bırakıp giden, dönüp geri gelmeyen kimseyi hatırlamayan, yalnızca sonsuza kadar ilerleyen bir yoldu. Herkes bir gün ona adım atıp gitti. Bazıları yorulup geri döndü, bazıları ise bir daha hiç dönmedi. Ama yol, kendisini bekleyen bir başka kimseyi kabul edercesine hep sabırla uzandı.
Bir gün, adını bile bilmediğimiz bir yabancı, yolun kenarındaki eski taşlara yaslanmış bir ağacın gölgesinde oturuyordu. Gözleri, uzaklarda kaybolan ufka takılmıştı. Sadece gitmekte olduğunu biliyordu, ama nereye? Hangi yönü takip etmeliydi?
Bir çakıl taşı yuvarlandı yolun kenarından. Yabancı, çakıl taşına baktı. Sessizce gözleriyle takip etti yuvarlanışını. Çakıl taşının yolu ne kadar değiştirebileceğini, ya da belki de hiçbir şeyin değişmediğini düşündü. Çakıl taşları gibi, hayat da bir noktada öylece yuvarlanır. Ve o yuvarlanma, bazen en beklenmedik yerlerde sona erer.
Yol, bir anlamda zamanın kendisi gibiydi. Sadece vardı, var olmaya devam ediyordu. Fakat bir adım daha atması gerektiğini hissetti. “Biraz daha gidebilir miyim?” diye sordu kendi kendine. Yol, hiç cevap vermedi. Sadece sabırla uzandı.
Ve o yabancı, adımlarını ağırlaştırarak devam etti. Her adımda bir şeyler kaybediyor, bir şeyler buluyordu. Yolda gördüğü her ağaç, her taş, her küçük dere kenarı ona eski hikayeleri hatırlatıyordu. Geçmişin kokusu, geçmişin renkleri, geçmişin acıları… Ama yol, onları birer anıya dönüştürüyordu.
Bir sabah, yolların birleştiği bir kavşağa geldi. Sağda bir gökyüzü vardı, solda bir okyanus. İleriye doğru, kaybolan bir ufuk… Yabancı, bir an duraksadı. Hangi yola gitmeliydi? Okyanus, ona özgürlüğü vaat ediyordu. Gökyüzü ise bilinmez bir huzur… Ama her iki yol da yeni bir başlangıç anlamına geliyordu. Her iki yol da başka bir kimlik, başka bir gerçeklik vaat ediyordu.
Yol, karar veremediği bir anda, belki de bir işaretle ona bir soru sordu: “Gerçekten gitmek istiyor musun?”
Yabancı, hafifçe gülümsedi. Yola bakarak, “Belki de yolun ta kendisi soruyu sormaktadır,” dedi. Sonra, tek bir adım attı… Ve bir başka yol, bir başka hikaye başladı.