Gözler, baktıkları yerde bir anlam arar, ama bulanıklık hiç kaybolmaz. İnsan, kendi ruhunun içinde kaybolmaya başladığında, artık her şey içe çöküyormuş gibi gelir. Dünya temas etmeye çalışıyor ama erişemiyor. Sokaklar boş değil ama sessiz, insanlar konuşuyor ama anlam taşımıyor. Her şey olması gerektiği gibi ama hiçbir şey yerinde değil. Zaman, bir gölge gibi ayaklarının altında uzuyor, ama sen ona basmaya cesaret edemiyorsun. Ve içinde bir ağırlık var, adı olmayan bir duygu.
Gözle görülmeyen, dokunulamayacak kadar soyut bu duygu, zamanla bir duvar gibi ruhu sarar. Bir boşluk, bir eksiklik, bir kayıp hissi… Ancak bu duygular yalnızca karanlıkta değil, aynı zamanda sessiz bir güzellikte de gizlidir. Melankoli, bir bakıma varoluşun acı-tatlı bir hatırlatıcısıdır. Yalnızca acı verici değil, aynı zamanda büyüleyici bir huzur da barındırır.